GÜL YILMAZ
Köşe Yazarı
GÜL YILMAZ
 

EMEKLİNİN CÜZDANI, ÜLKENİN AYNASI

Genç yaşlarda çalışmaya başlarsınız. O genç yaşlarda eğlenmek,gezmek,kendine zaman ayırmak yerine, haftanın 5-6 günü sabahtan akşama kadar çalışırsınız. Yılda sadece sınırlı izin kullanma hakkınız vardır. Çocuklarınızınla ilgili bir çok anıya şahit olacak zamanınız olmamıştır. Belki ilk yürüyüşüne,ilk "baba yada anne"deyisine.Atesler içindeyken izin alamadığımız zamanlar olmadı mı?Sonra bir bakmışsınız emeklilik zamanınız gelmiş. Ne güzel değil mi? Onca seneden sonra çalışmanın mükâfatını alacağımızı düşünürüz. Ailemizle daha çok vakit geçireceğiz, diğer ülkelerin emeklileri gibi dünyayı dolaşacağız,ev,araba vs alacağız. Ama öyle olmadı.Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi o ülkenin emeklilerinin refah seviyesine bakarak anlaşılır. Eskiden hatırlıyorum,emekli ikramiyesiyle ev,araba alınabiliyordu. Şimdilerde değil ev,araba alabilmek; torunlarına harçlık verecek durumları bile yok bir çok emeklimizin. Askıda ki ekmeği alıyor, pazarda, pazarın kapanmasına son saatler kala ekonomik olsun diye ezilmiş, çürümüş meyve ve sebze alıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir. Türkiye'de açlık sınırı 36 Bin TL ye yaklaştı. Yoksulluk sınırı ise 115 Bin TL. Kiralar 30 Bin TL den başlıyor. Türkiye'de gıda enflasyonu yüksek. İnsanlar artık temel ihtiyacı olan gıdadan tasarruf edip, kiralarını ödemeye çalışıyorlar. Bir çok emeklimiz açlık sınırının altında maaş alıyor. Aylık kira tutarları bir çok emeklimizin aldığı maaştan yüksek. Değil tatile gitmeyi,hayatta kalabilme savaşı veriyorlar. İşte bu olumsuz şartlardan dolayı emeklilerimiz yaşlarına ve hakedişlerine rağmen tekrar çalışmak zorunda kalıyorlar. Yada çocuklarından utana sıkıla harclık almak zorunda kalıyorlar. Bir ülkenin zenginliğini sadece borsası, gökdelenleri,yada büyüme rakamları göstermez. O ülkenin emeklisinin cüzdanına bakmak da çok şey anlatır. Çünkü yıllarca üretmiş,vergi vermiş,ülkesine hizmet etmiş insanların emeklilikte nasıl yaşadığı, aslında o toplumun vicdanınında aynasıdır. Bir zamanlar emeklilik; yıllarca verilen emeğin ardından huzurla dinlenilecek bir dönem olarak görülürdü. Bugün ise bir çok emekli için emeklilik,dinlenme değil geçim hesabı yapma dönemi oldu. Ayın başında alınan maaş, ayın ortasını bile göremeden eriyor. Peki sorun sadece maaşın miktarı mı,yoksa emekliye bakış açımız mı? Demem o ki azizim;emekliler sadece geçmişin emekçileri değil,bu ülkenin hafızasıdır. Bir toplum, ömrünü çalışarak geçiren insanlarına nasıl bir yaşam sunduğuyla değerlendirilir. Emeklisine huzur veremeyen bir ülke, aslında gelecekte kendi çalışanlarına da umut veremez.
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2026 -Salı

EMEKLİNİN CÜZDANI, ÜLKENİN AYNASI

Genç yaşlarda çalışmaya başlarsınız. O genç yaşlarda eğlenmek,gezmek,kendine zaman ayırmak yerine, haftanın 5-6 günü sabahtan akşama kadar çalışırsınız. Yılda sadece sınırlı izin kullanma hakkınız vardır. Çocuklarınızınla ilgili bir çok anıya şahit olacak zamanınız olmamıştır. Belki ilk yürüyüşüne,ilk "baba yada anne"deyisine.Atesler içindeyken izin alamadığımız zamanlar olmadı mı?Sonra bir bakmışsınız emeklilik zamanınız gelmiş. Ne güzel değil mi? Onca seneden sonra çalışmanın mükâfatını alacağımızı düşünürüz. Ailemizle daha çok vakit geçireceğiz, diğer ülkelerin emeklileri gibi dünyayı dolaşacağız,ev,araba vs alacağız. Ama öyle olmadı.Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi o ülkenin emeklilerinin refah seviyesine bakarak anlaşılır. Eskiden hatırlıyorum,emekli ikramiyesiyle ev,araba alınabiliyordu. Şimdilerde değil ev,araba alabilmek; torunlarına harçlık verecek durumları bile yok bir çok emeklimizin. Askıda ki ekmeği alıyor, pazarda, pazarın kapanmasına son saatler kala ekonomik olsun diye ezilmiş, çürümüş meyve ve sebze alıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Türkiye'de açlık sınırı 36 Bin TL ye yaklaştı. Yoksulluk sınırı ise 115 Bin TL. Kiralar 30 Bin TL den başlıyor. Türkiye'de gıda enflasyonu yüksek. İnsanlar artık temel ihtiyacı olan gıdadan tasarruf edip, kiralarını ödemeye çalışıyorlar. Bir çok emeklimiz açlık sınırının altında maaş alıyor. Aylık kira tutarları bir çok emeklimizin aldığı maaştan yüksek. Değil tatile gitmeyi,hayatta kalabilme savaşı veriyorlar. İşte bu olumsuz şartlardan dolayı emeklilerimiz yaşlarına ve hakedişlerine rağmen tekrar çalışmak zorunda kalıyorlar. Yada çocuklarından utana sıkıla harclık almak zorunda kalıyorlar.

Bir ülkenin zenginliğini sadece borsası, gökdelenleri,yada büyüme rakamları göstermez. O ülkenin emeklisinin cüzdanına bakmak da çok şey anlatır. Çünkü yıllarca üretmiş,vergi vermiş,ülkesine hizmet etmiş insanların emeklilikte nasıl yaşadığı, aslında o toplumun vicdanınında aynasıdır.

Bir zamanlar emeklilik; yıllarca verilen emeğin ardından huzurla dinlenilecek bir dönem olarak görülürdü. Bugün ise bir çok emekli için emeklilik,dinlenme değil geçim hesabı yapma dönemi oldu. Ayın başında alınan maaş, ayın ortasını bile göremeden eriyor. Peki sorun sadece maaşın miktarı mı,yoksa emekliye bakış açımız mı?

Demem o ki azizim;emekliler sadece geçmişin emekçileri değil,bu ülkenin hafızasıdır. Bir toplum, ömrünü çalışarak geçiren insanlarına nasıl bir yaşam sunduğuyla değerlendirilir. Emeklisine huzur veremeyen bir ülke, aslında gelecekte kendi çalışanlarına da umut veremez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.