GÜL YILMAZ
Köşe Yazarı
GÜL YILMAZ
 

Ya Bir Gün Tüm Kaleler Zaptedilirse

    İnsanlığın varoluşundan itibaren her dönemin kendine özgü kaleleri olmuştur. Bu kaleleri krallar,padişahlar yönetmiştir. Eskiden kaleler surla çevrili büyük yapılardı. Halk içinde kendini her yönden güvende hissederdi. Kral yada padişah halka her şekilde adil davranmalıydı. Yada davranıyormuydu? Şimdilerde ise  artık o büyük yapılara kale demiyoruz, ülkenin sistemine, kurumlarına kale diyoruz. Yargı bir kaledir, sağlık bir kaledir, eğitim bir kaledir. Yasama, yürütme,denetim mekanizmaları birer kaledir. Peki ya bir gün bu kalelerin tamamı tartışmalı bir hâle gelirse? İnsanlar mahkeme kararlarını hukukî olmaktan çok siyasi, siyasi kararları ise kamusal olmaktan çok partisel görmeye başlarsa ne olur? Bu ülkenin görünen kaleleri. Birde görünmeyen kaleleri var. Vicdan bir kaledir, ahlak bir kaledir, doğruyu söyleme cesareti bir kaledir. Asıl mesele görünmeyen kalelerdir. Peki ya bir gün tüm kaleler zaptedilirse? Bir düşünün ne olur? Toplumlar bir gecede çökmez. Önce güven aşınır,sonra ortak değerler yıpranır. İşte kalelerin zaptı bazen böyle olur. Surlar yıkılırken top sesi duydunuz mu? Bizi ayakta tutan bütün kaleler birer birer kuşatma altında olabilir. Kurumlar yıpranabilir,partiler bölünebilir. Yasalar değişebilir. Yöneticiler gelir, yöneticiler gider. Tarih bu örneklerle doludur. Ama unuttuğumuz bir şey var. Asıl kale bizdik. Doğruyu yanlıştan ayırabilen vicdanımızdı. Haksızlık karşısında susmayan cesaretimizdi. Birbirimize duyduğumuz güvendi. Eğer insan kalabilmişsek, eğer ahlakımızı ve aklımızı teslim etmemişsek, eğer vicdanımızı koruyabilmişsek, eğer doğruyu ve yanlışı ayırt edip doğruyu söyleme cesaretini gösterebiliyorsak henüz hiç bir kale düşmemiş demektir. Son kale ne bir saray,ne bir siyasi parti nede mahkemedir. Son kale insandır. Yani kaleler dışımızda değil, içimizdedir. Yazımı M.Kemal Atatürk'ün gençliğe hitabesiyle bitirmek istiyorum. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!    
Ekleme Tarihi: 15 Haziran 2026 -Pazartesi

Ya Bir Gün Tüm Kaleler Zaptedilirse

 

 

İnsanlığın varoluşundan itibaren her dönemin kendine özgü kaleleri olmuştur. Bu kaleleri krallar,padişahlar yönetmiştir. Eskiden kaleler surla çevrili büyük yapılardı. Halk içinde kendini her yönden güvende hissederdi. Kral yada padişah halka her şekilde adil davranmalıydı. Yada davranıyormuydu?

Şimdilerde ise  artık o büyük yapılara kale demiyoruz, ülkenin sistemine, kurumlarına kale diyoruz. Yargı bir kaledir, sağlık bir kaledir, eğitim bir kaledir. Yasama, yürütme,denetim mekanizmaları birer kaledir.

Peki ya bir gün bu kalelerin tamamı tartışmalı bir hâle gelirse? İnsanlar mahkeme kararlarını hukukî olmaktan çok siyasi, siyasi kararları ise kamusal olmaktan çok partisel görmeye başlarsa ne olur? Bu ülkenin görünen kaleleri. Birde görünmeyen kaleleri var. Vicdan bir kaledir, ahlak bir kaledir, doğruyu söyleme cesareti bir kaledir. Asıl mesele görünmeyen kalelerdir.

Peki ya bir gün tüm kaleler zaptedilirse? Bir düşünün ne olur?

Toplumlar bir gecede çökmez. Önce güven aşınır,sonra ortak değerler yıpranır. İşte kalelerin zaptı bazen böyle olur. Surlar yıkılırken top sesi duydunuz mu?

Bizi ayakta tutan bütün kaleler birer birer kuşatma altında olabilir. Kurumlar yıpranabilir,partiler bölünebilir. Yasalar değişebilir. Yöneticiler gelir, yöneticiler gider. Tarih bu örneklerle doludur. Ama unuttuğumuz bir şey var. Asıl kale bizdik. Doğruyu yanlıştan ayırabilen vicdanımızdı. Haksızlık karşısında susmayan cesaretimizdi. Birbirimize duyduğumuz güvendi.

Eğer insan kalabilmişsek, eğer ahlakımızı ve aklımızı teslim etmemişsek, eğer vicdanımızı koruyabilmişsek, eğer doğruyu ve yanlışı ayırt edip doğruyu söyleme cesaretini gösterebiliyorsak henüz hiç bir kale düşmemiş demektir.

Son kale ne bir saray,ne bir siyasi parti nede mahkemedir. Son kale insandır. Yani kaleler dışımızda değil, içimizdedir.

Yazımı M.Kemal Atatürk'ün gençliğe hitabesiyle bitirmek istiyorum.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;

Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.