Muhalefet deyince ilk aklımıza gelen siyasi partilerdir. Muhalif partilerin, kötü giden ekonomiden, işsizlikten ve diğer sorunlardan bahsetmesini ve çözümlemesini bekleriz. Evet bu yetkiyi halk olarak biz verdik onlara. Oysa en büyük muhalif mutfaktır,pazardır,markettir. Açlık sınırının altında maaş alan asgari ücretle çalışandır.Ay sonunu getirmeye çalışan emeklidir. Tarlasını ekmek de zorlanan çiftçidir. Doğasına ve hayvanına sahip çıkan insanıdır, çalışanıdır, kısacası halktır.
Aslında halkın elinde çok büyük bir güç bu. Muhalif olmak... Muhalif olmak derken yanlış anlaşılmasın lütfen. Muhalif,sadece yapılan haksızlıklara olmalı. Yapılan iyi şeylere neden muhalif olur ki insan? Ama yazımı yazarken bunu belirtmek durumundayım. Çünkü artık insanlar korkarak yazıyor, çekinerek konuşuyor,ve her an kötü bir şey olacakmış gibi yaşıyor.
Siyasi Partilerin yaptığı en büyük hata;iktidara geldikten bir süre sonra,onu iktidara getiren halkı rehavete kapılıp unutmaya yakın hatırlaması. Yani iktidara neden geldiğini unutması. Ama bu kadar kolay unutmasının sebebi belki de biziz. Yani Halk. Peki bu kadar kolay unutmalarına izin vermeye devam edersek sonuç değişecek mi? Hayır.
Siyasi partiler gelir, gider,iktidarlar değişir. Ama sesimizi duyuramazsak sorunlar büyür. Bizim iktidardan talebimiz kavga olmamalı;adalet,liyakat, güven ve insanca yaşayabileceğimiz bir ekonomik düzen olmalı. Halkın haklarını gözeten iktidara devam,gözetmeyene sandık demeyi bilmeliyiz. Yani işi bananeciliğe yada kadere bırakmamalıyız. Bunu başarabilen ülkelerin halkları şu an refah,medeni ve ekonomik düzeyi yüksek bir şekilde yaşıyorlar. Peki başaramayan ülkelerin halkları?
Yani demem o ki azizim...
Celladına âşık olmuşsa bir millet, zulmü kader, susmayı erdem, yoksulluğu da sabır sanmaya başlar. İşte o gün muhalefetin adı artık partiler değil, halkın kendisi olur. Çünkü değişim, eninde sonunda sandıktan önce vicdanda başlar.Oysa tarih bize hep aynı gerçeği fısıldar: Hiçbir iktidar sonsuz değildir; ama suskunluk uzadıkça bedelini gelecek nesiller öder.
