REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

BENİM SADIK YÂRİM KARA TOPRAKTIR

  İnsan gelir geçer, toprak herkesi bağrına basar… Bir gün yolum yine Anadolu’nun bozkırlarına düştü. Rüzgâr, kuru otların arasından geçerken sanki geçmişten bir türkü getiriyordu. Uzaklarda bir köylü tarlasını sürüyor, bir başkası alın teriyle ekmeğini kazanıyordu. Toprak susuyordu ama içinde nice hayatın hikâyesini saklıyordu. O an, büyük halk ozanımız Âşık Veysel’in sesi düştü yüreğime: “Benim sadık yârim kara topraktır…” Ne büyük söz! Ne derin bir hakikat! İnsan bazen bir ömür boyunca kendisine sadık bir dost arar. Kimi zenginlikte bulduğunu sanır, kimi makamda, kimi şöhrette, kimi de kalabalıkların alkışında… Oysa gün gelir, alkışlar kesilir, makam kapıları kapanır, dost bildiklerinin bir kısmı uzaklaşır. Geride insanın kendi ömrüyle yüzleştiği sessiz bir gerçek kalır. Toprak… Ne zengini yoksuldan ayırır ne de güçlüyü güçsüzden üstün tutar. Ne insanın unvanını sorar ne de cebindeki parayı sayar. Bir gün hepimizi aynı sükûnetle karşılar. Düşünün dostlar… Bugün bir makam koltuğunda oturan insan, yarın o koltuğu bir başkasına bırakacak. Bugün servetinin hesabını bilmeyenler, yarın dünyaya getirdikleri hiçbir şeyi yanlarında götüremeyecek. İnsanların önünde yürüyenler de kalabalıkların gerisinde kalanlar da aynı dünyanın misafiri. Peki, bunca hırs niye? Bir lokma ekmeği paylaşmak varken neden gönül kırarız? Bir yetimin başını okşamak varken neden yüzümüzü çeviririz? Bir insanın derdine ortak olmak varken neden kendi çıkarımızın duvarları arkasına saklanırız? Âşık Veysel’in kara toprağı, bana yalnızca ölümü hatırlatmıyor. Yaşamayı da öğretiyor. Çünkü toprak, ektiğini büyütür. Bir avuç tohumu bağrına alır; onu başağa, meyveye, ekmeğe dönüştürür. İnsan da yaşadığı müddetçe iyilik ekmeli ki ardından güzellikler yeşersin. Bir gönülde sevgi, bir evde huzur, bir çocukta umut bırakabilmeli. İnsanın gerçek zenginliği, geride bıraktığı malın mülkün büyüklüğü değil, kaç yüreğe dokunduğudur. Ben Remzi Yıldırım olarak yıllar içinde nice insan tanıdım. Makamların yükseldiğini, isimlerin unutulduğunu, alkışların zamanla sustuğunu gördüm. Ama bir garibin elinden tutan, bir yoksulun sofrasına ekmek koyan, kimse görmeden iyilik yapan insanların hatırasının kolay kolay silinmediğine de tanıklık ettim. İşte insanı insan yapan budur. Dünya kimsenin tapulu malı değil. Hepimiz bu topraklarda bir süreliğine misafiriz. Kimi erken gider, kimi uzun yaşar. Kiminin ardından kalabalıklar yürür, kimi sessizce uğurlanır. Fakat son durakta unvanların, servetlerin ve ayrılıkların hükmü kalmaz. Toprak, herkesi bağrına basar. Öyleyse yaşarken birbirimizi ezmeyelim. İnancımız, düşüncemiz, dilimiz, makamımız ve imkânlarımız ne olursa olsun insan olduğumuzu unutmayalım. Birbirimize düşmanlık değil, kardeşlik; kin değil, merhamet; kibir değil, tevazu bırakalım. Çünkü ölüm, insana hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatır. Toprak ise hepimize aynı gerçeği söyler: Bu dünyaya hiçbir şey getirmedik; giderken de hiçbir şeyi yanımızda götüremeyeceğiz. Geriye yalnızca yaptıklarımız, yaşattıklarımız ve insanların gönlünde bıraktığımız izler kalacak. Âşık Veysel ne güzel söylemiş… “Benim sadık yârim kara topraktır…” Ben de diyorum ki: Ey insan! Başını kaldır, bir gün döneceğin toprağa bak. Sonra dönüp yanındaki insana bak. Belki bugün senden yardım bekleyen, yarın senin hatıranı yaşatacak. Belki bugün hor gördüğün insan, insanlığın en güzel örneğini senden daha çok taşıyor. Unutma! Hepimiz aynı toprağın çocuklarıyız. Sonunda hepimiz aynı toprağa emanet edileceğiz. Öyleyse bu dünyadan geçerken ardımızda düşmanlık değil sevgi, gözyaşı değil umut, kırgınlık değil iyilik bırakalım. Çünkü kara toprağın herkese yetecek kadar yeri var; ama insanlığın gönlümüzde açacağı yere bizim ihtiyacımız var.
Ekleme Tarihi: 26 Ekim 2026 -Pazartesi

BENİM SADIK YÂRİM KARA TOPRAKTIR

 

İnsan gelir geçer, toprak herkesi bağrına basar…

Bir gün yolum yine Anadolu’nun bozkırlarına düştü. Rüzgâr, kuru otların arasından geçerken sanki geçmişten bir türkü getiriyordu.

Uzaklarda bir köylü tarlasını sürüyor, bir başkası alın teriyle ekmeğini kazanıyordu. Toprak susuyordu ama içinde nice hayatın hikâyesini saklıyordu.

O an, büyük halk ozanımız Âşık Veysel’in sesi düştü yüreğime:

“Benim sadık yârim kara topraktır…”

Ne büyük söz! Ne derin bir hakikat!

İnsan bazen bir ömür boyunca kendisine sadık bir dost arar. Kimi zenginlikte bulduğunu sanır, kimi makamda, kimi şöhrette, kimi de kalabalıkların alkışında… Oysa gün gelir, alkışlar kesilir, makam kapıları kapanır, dost bildiklerinin bir kısmı uzaklaşır. Geride insanın kendi ömrüyle yüzleştiği sessiz bir gerçek kalır.

Toprak…

Ne zengini yoksuldan ayırır ne de güçlüyü güçsüzden üstün tutar. Ne insanın unvanını sorar ne de cebindeki parayı sayar. Bir gün hepimizi aynı sükûnetle karşılar.

Düşünün dostlar…

Bugün bir makam koltuğunda oturan insan, yarın o koltuğu bir başkasına bırakacak. Bugün servetinin hesabını bilmeyenler, yarın dünyaya getirdikleri hiçbir şeyi yanlarında götüremeyecek. İnsanların önünde yürüyenler de kalabalıkların gerisinde kalanlar da aynı dünyanın misafiri.

Peki, bunca hırs niye?

Bir lokma ekmeği paylaşmak varken neden gönül kırarız? Bir yetimin başını okşamak varken neden yüzümüzü çeviririz? Bir insanın derdine ortak olmak varken neden kendi çıkarımızın duvarları arkasına saklanırız?

Âşık Veysel’in kara toprağı, bana yalnızca ölümü hatırlatmıyor. Yaşamayı da öğretiyor.

Çünkü toprak, ektiğini büyütür. Bir avuç tohumu bağrına alır; onu başağa, meyveye, ekmeğe dönüştürür. İnsan da yaşadığı müddetçe iyilik ekmeli ki ardından güzellikler yeşersin. Bir gönülde sevgi, bir evde huzur, bir çocukta umut bırakabilmeli.

İnsanın gerçek zenginliği, geride bıraktığı malın mülkün büyüklüğü değil, kaç yüreğe dokunduğudur.

Ben Remzi Yıldırım olarak yıllar içinde nice insan tanıdım. Makamların yükseldiğini, isimlerin unutulduğunu, alkışların zamanla sustuğunu gördüm. Ama bir garibin elinden tutan, bir yoksulun sofrasına ekmek koyan, kimse görmeden iyilik yapan insanların hatırasının kolay kolay silinmediğine de tanıklık ettim.

İşte insanı insan yapan budur.

Dünya kimsenin tapulu malı değil. Hepimiz bu topraklarda bir süreliğine misafiriz. Kimi erken gider, kimi uzun yaşar. Kiminin ardından kalabalıklar yürür, kimi sessizce uğurlanır. Fakat son durakta unvanların, servetlerin ve ayrılıkların hükmü kalmaz.

Toprak, herkesi bağrına basar.

Öyleyse yaşarken birbirimizi ezmeyelim. İnancımız, düşüncemiz, dilimiz, makamımız ve imkânlarımız ne olursa olsun insan olduğumuzu unutmayalım. Birbirimize düşmanlık değil, kardeşlik; kin değil, merhamet; kibir değil, tevazu bırakalım.

Çünkü ölüm, insana hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatır. Toprak ise hepimize aynı gerçeği söyler: Bu dünyaya hiçbir şey getirmedik; giderken de hiçbir şeyi yanımızda götüremeyeceğiz.

Geriye yalnızca yaptıklarımız, yaşattıklarımız ve insanların gönlünde bıraktığımız izler kalacak.

Âşık Veysel ne güzel söylemiş…

“Benim sadık yârim kara topraktır…”

Ben de diyorum ki:

Ey insan! Başını kaldır, bir gün döneceğin toprağa bak. Sonra dönüp yanındaki insana bak. Belki bugün senden yardım bekleyen, yarın senin hatıranı yaşatacak. Belki bugün hor gördüğün insan, insanlığın en güzel örneğini senden daha çok taşıyor.

Unutma!

Hepimiz aynı toprağın çocuklarıyız. Sonunda hepimiz aynı toprağa emanet edileceğiz.

Öyleyse bu dünyadan geçerken ardımızda düşmanlık değil sevgi, gözyaşı değil umut, kırgınlık değil iyilik bırakalım.

Çünkü kara toprağın herkese yetecek kadar yeri var; ama insanlığın gönlümüzde açacağı yere bizim ihtiyacımız var.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.