REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

MIZRABIN DİLİNDEN BİR SEVDA HİKÂYESİ

Bir Anadolu türküsünün yüreğe dokunan öyküsü... Ben bir mızrabım dostlar. Bağlamanın tellerine her dokunuşumda bir insanın içinden kopup gelen sesi dünyaya taşırım. Kimi zaman bir ananın evlat hasretini, kimi zaman gurbet elde tükenen ömrü, kimi zaman da iki yüreğin arasına giren uzak yolları anlatırım. Yıllardır nice ellerde eskidim. Nice parmakların arasında dolaştım. Ama hiçbir sevda, o siyah gözlerin sahibi olan delikanlının yüreğinde bıraktığı iz kadar derin değildi. Çukurova’nın bir köyünde, akşamın alaca karanlığı çökerken otururdu delikanlım. Karşısında Toroslar, başının üzerinde yıldızlar, yüreğinin ortasında bir çift siyah göz. Ben bağlamanın tellerine her dokunduğumda onun gözleri uzaklara dalardı. Sanki sevdiği kız, gecenin içinden çıkıp gelecek, gülümseyecek ve bütün ayrılıklar bir anda bitecekti. Ama hayat, her zaman gönlün istediği yoldan gitmezdi. Bir gün yollar ayrıldı. Bir yanına gurbet düştü, öteki yanına beklemek. Delikanlı, sevdiğinin ardından bakakaldı. Söyleyemediği sözleri içine gömdü. O günden sonra geceleri uyku tutmadı gözlerini. Ben de sustum sanmayın; her gece bağlamanın tellerinde onun yarasına ses oldum. “Sen benim yoldaşımsın,” derdi kendi kendine. “Yüreğimdeki sızısın. Gözlerimin ışığı, ömrümün baharısın ” İnsan bazen en büyük yarasını en çok sevdiği insanda taşırmış. Sevda dediğin, yalnızca yan yana yürümek değilmiş; uzaktayken de birinin kalbinde yaşayabilmekmiş.   Günler geçti, mevsimler değişti. Çukurova’nın pamuk tarlaları beyaza büründü, sonra yeniden toprağın rengine döndü. Delikanlının saçlarına aklar düştü. Fakat o, sevdiğinin gözlerini unutmadı. Çünkü bazı hatıralar zamanla silinmez; insanın içine kök salar. Bir akşam yine bağlamasını aldı eline. Parmakları tellere dokunurken gözlerinden iki damla yaş süzüldü. İşte o zaman anladım ki ben yalnızca bir mızrap değildim. Ben, insanın söyleyemediği sözlerin diliydim. Son kez fısıldadı: “Gel, sevdalı yoldaşım, Bu yaramın dermanı ol.” Ben tellerde titredim. Sesim köyün dar sokaklarından geçti, ovanın üstüne yayıldı, belki bir başka yüreğe ulaştı. O gece öğrendim dostlar. İnsan ömrü geçer, yollar uzar, yüzler değişir. Ama gönülden sevilen biri, bazen bir ömürlük yara, bazen de o yaraya ömür boyu merhem olur. Ben hâlâ bağlamanın yanında duruyorum. Bir el beni kavradığında yeniden konuşacağım. Çünkü Anadolu’da her insanın anlatılmamış bir hikâyesi, her yüreğin söylenmemiş bir türküsü vardır. Ben bir mızrabım dostlar, Tellerde ses, yürekte iz, sevdada hatırayım.
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma

MIZRABIN DİLİNDEN BİR SEVDA HİKÂYESİ

Bir Anadolu türküsünün yüreğe dokunan öyküsü...

Ben bir mızrabım dostlar. Bağlamanın tellerine her dokunuşumda bir insanın içinden kopup gelen sesi dünyaya taşırım. Kimi zaman bir ananın evlat hasretini, kimi zaman gurbet elde tükenen ömrü, kimi zaman da iki yüreğin arasına giren uzak yolları anlatırım.

Yıllardır nice ellerde eskidim. Nice parmakların arasında dolaştım. Ama hiçbir sevda, o siyah gözlerin sahibi olan delikanlının yüreğinde bıraktığı iz kadar derin değildi.

Çukurova’nın bir köyünde, akşamın alaca karanlığı çökerken otururdu delikanlım. Karşısında Toroslar, başının üzerinde yıldızlar, yüreğinin ortasında bir çift siyah göz.

Ben bağlamanın tellerine her dokunduğumda onun gözleri uzaklara dalardı.

Sanki sevdiği kız, gecenin içinden çıkıp gelecek, gülümseyecek ve bütün ayrılıklar bir anda bitecekti.

Ama hayat, her zaman gönlün istediği yoldan gitmezdi.

Bir gün yollar ayrıldı. Bir yanına gurbet düştü, öteki yanına beklemek. Delikanlı, sevdiğinin ardından bakakaldı. Söyleyemediği sözleri içine gömdü. O günden sonra geceleri uyku tutmadı gözlerini. Ben de sustum sanmayın; her gece bağlamanın tellerinde onun yarasına ses oldum.

“Sen benim yoldaşımsın,” derdi kendi kendine. “Yüreğimdeki sızısın. Gözlerimin ışığı, ömrümün baharısın ”

İnsan bazen en büyük yarasını en çok sevdiği insanda taşırmış. Sevda dediğin, yalnızca yan yana yürümek değilmiş; uzaktayken de birinin kalbinde yaşayabilmekmiş.

 

Günler geçti, mevsimler değişti. Çukurova’nın pamuk tarlaları beyaza büründü, sonra yeniden toprağın rengine döndü. Delikanlının saçlarına aklar düştü. Fakat o, sevdiğinin gözlerini unutmadı. Çünkü bazı hatıralar zamanla silinmez; insanın içine kök salar.

Bir akşam yine bağlamasını aldı eline. Parmakları tellere dokunurken gözlerinden iki damla yaş süzüldü. İşte o zaman anladım ki ben yalnızca bir mızrap değildim. Ben, insanın söyleyemediği sözlerin diliydim.

Son kez fısıldadı:

“Gel, sevdalı yoldaşım, Bu yaramın dermanı ol.”

Ben tellerde titredim. Sesim köyün dar sokaklarından geçti, ovanın üstüne yayıldı, belki bir başka yüreğe ulaştı.

O gece öğrendim dostlar.

İnsan ömrü geçer, yollar uzar, yüzler değişir. Ama gönülden sevilen biri, bazen bir ömürlük yara, bazen de o yaraya ömür boyu merhem olur.

Ben hâlâ bağlamanın yanında duruyorum. Bir el beni kavradığında yeniden konuşacağım. Çünkü Anadolu’da her insanın anlatılmamış bir hikâyesi, her yüreğin söylenmemiş bir türküsü vardır.

Ben bir mızrabım dostlar, Tellerde ses, yürekte iz, sevdada hatırayım.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.