Bir makamın gölgesinde halkın iradesi, hukukun önünde siyasi hesaplar…
Siyaset, yalnızca makam kazanmak değil; ahlakı, vicdanı ve sorumluluğu taşıyabilme sanatıdır. Ne var ki Çukurova Belediyesinde yaşanan gelişmeler üzerinden kamuoyuna yansıyan başkan vekilliği tartışmaları, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Siyasi ahlakımıza ne oldu..?
Çukurova Belediye Başkanı Emrah Kozay'ın gözaltına alınmasının ardından belediye yönetiminde kimin başkan vekili olacağına ilişkin hesapların gündeme gelmesi, zamanlaması bakımından dikkat çekicidir. Henüz hukuki süreç tamamlanmamışken, kamuoyunun gözünde makamın geleceğinin bu kadar erken tartışılması, siyasetin önceliklerini sorgulamamıza neden oluyor.
İnsan sormadan edemiyor: Ortada çözülmesi gereken bir kent meselesi mi var, yoksa paylaşılması beklenen bir makam mı..?
Bir belediye başkanının gözaltına alınması, tek başına suçlu olduğu anlamına gelmez. Hukuk devletinde herkes için geçerli olan masumiyet karinesi vardır. Yargı kararını vermeden kimseyi mahkûm edemeyiz. Aynı şekilde, hukuki süreç devam ederken siyasi hesapların kamu hizmetinin önüne geçmesine de seyirci kalamayız.
Elbette belediyenin yönetimi boşlukta bırakılamaz. Kanun neyi öngörüyorsa o uygulanmalı, gerekli idari ve hukuki işlemler gecikmeden yürütülmelidir. Ancak mesele yalnızca kimin başkan vekili olacağı değildir. Asıl mesele, bu süreçte kimin Çukurova halkının sorumluluğunu taşıyacağıdır.
Çukurova Belediyesi kimsenin şahsi mülkü, hiçbir siyasi grubun paylaşım masası değildir.
O koltuklarda oturanlar, halkın verdiği oylarla görev yapıyor. O oylar kişisel hesaplar için değil; yolları, parkları, mahalleleri, sosyal hizmetleri ve kentin geleceğini emanet etmek için verildi.
Belediye çalışanları görevlerinin başında, vatandaş hizmet bekliyor. İnsanlar ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken, belediyenin yönetiminde yaşanabilecek belirsizliklerin daha fazla büyümemesi gerekiyor. Kurumun itibarı, çalışanların huzuru ve hizmetlerin devamlılığı her türlü siyasi hesabın üzerinde tutulmalıdır.
Peki, başkan vekilliği tartışmalarında Çukurova'nın ihtiyaçları ne kadar konuşuluyor? Mahallelerin sorunları, vatandaşın beklentileri, belediyenin hizmet sorumluluğu ne kadar gündemde? Yoksa bütün dikkatler, kimin hangi koltuğa oturacağına mı çevriliyor..?
Siyasetçi, en çok da böyle zamanlarda sınanır. Makamın el değiştirme ihtimali ortaya çıktığında değil, halkın emanetine sahip çıkmak gerektiğinde gösterilir siyasi olgunluk.
Kimseye peşinen suçlu muamelesi yapılamaz. Kimsenin de hukuki süreç üzerinden siyasi üstünlük kurmaya çalıştığına dair kesin hüküm verilemez. Ancak kamuoyunun aklında soru işaretleri oluşuyorsa, bu sorulara verilecek en doğru yanıt; şeffaflık, hukuka saygı ve sorumluluk bilincidir.
Çukurova halkı, belediye başkanlığı koltuğunun kime kalacağını seyretmek zorunda değildir. Halkın beklentisi, belediyenin görevini aksatmadan sürdürmesi ve kamu kaynaklarının yine halk için kullanılmasıdır.
Siyasi ahlak, rakibinin zor gününü fırsata çevirmemek; hukukun kararına saygı duymak ve halkın emanetini kişisel hesapların üzerinde tutmaktır.
Bugün yapılması gereken, makam tartışmalarını büyütmek değil; kanunun gereğini yerine getirmek, belediyenin işleyişini güvence altına almak ve Çukurova halkına karşı sorumluluğu unutmamaktır.
Unutulmasın: O koltuklar gelip geçicidir. Bugün oturan yarın kalkar. Fakat yapılanların hesabı, halkın hafızasında kalır.
Çukurova Belediyesi Çukurova halkınındır. Hiç kimsenin siyasi beklentisi, halkın iradesinin önüne geçmemelidir.
Bir kez daha soruyorum: Siyasi ahlaka ne oldu?
Biraz hukuk, biraz vicdan, biraz da halkın emanetine saygı…
Çünkü siyaset, makamı paylaşma yarışı değil; millete hizmet etme sorumluluğudur.
