29 Ekim sabahı yalnızca takvim yaprakları değişmez. Bir milletin bağımsızlık yemini yeniden hatırlanır. Çünkü Cumhuriyet, bu topraklarda yaşayan insanların başını dik tutan, geleceğe umutla bakmasını sağlayan büyük bir tarihsel kazanımdır.
Bugün 29 Ekim…
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir başka çarpar insanın yüreği. Sokaklarda dalgalanan al bayrak, pencerelere asılan Türk bayrakları, çocukların gözlerindeki sevinç ve meydanlardan yükselen o tanıdık ses: Yaşasın Cumhuriyet..!
Ama gelin dostlar, bir an duralım. Bayrağımızın gölgesinde, bu güzel vatanın geçmişine doğru bir yolculuğa çıkalım.
Bir zamanlar bu topraklarda yoksulluk vardı, savaş vardı, anaların gözyaşı, evlatların hasreti vardı. Anadolu’nun bağrında nice ocak sönmüş, nice yiğit toprağa düşmüş, nice ana evladının yolunu gözlemişti. Bir millet, bağımsızlığını kaybetmenin karanlığına karşı yeniden ayağa kalkmaya çalışıyordu.
İşte o karanlık günlerde, bir milletin kaderine inanan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bağımsızlık meşalesini yaktı. Anadolu insanı, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla el ele verdi. Yokluk içinde var olmanın, umutsuzluk içinde umut taşımanın destanını yazdı.
Kimi cepheye mermi taşıdı, kimi kağnısına evladını emanet edip cepheye koştu. Kimi son lokmasını askerle paylaştı, kimi bir daha dönmeyeceğini bile bile vatan uğruna yola çıktı.
Bu millet, özgürlüğün bedelini ağır ödedi.
29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
İşte o gün, yalnızca bir yönetim biçimi ilan edilmedi; yeni bir devletin geleceği, millet iradesi temelinde şekillendi.
Cumhuriyet, egemenliğin millete ait olduğunun ilanıydı.
CUMHURİYET, BİR ÇOCUĞUN GELECEĞİDİR
Cumhuriyet deyince benim aklıma önce çocuklar gelir.
Elinde Türk bayrağıyla okul bahçesinde yürüyen bir çocuk… Gözleri ışıl ışıl, sesi gökyüzüne uzanan bir çocuk… Yarın doktor, öğretmen, gazeteci, mühendis ya da çiftçi olmayı hayal eden bir çocuk…
Çünkü Cumhuriyet, o çocuğa hayal kurma ve geleceğini şekillendirme umududur. Eğitimle, bilgiyle, emekle kendini geliştirebilmesinin yoludur.
Cumhuriyet, bir köy okulunda öğretmenin tahtaya yazdığı ilk harftir. Bir kız çocuğunun okuyabilme umududur. Bir gencin düşüncesini özgürce ifade edebilmesi, emeğiyle ayakta durabilmesi, insan onuruna yakışır bir hayat kurabilmesidir.
Cumhuriyet’in değerini anlamak için yalnızca geçmişe bakmak yetmez. Bugün çocuklarımıza nasıl bir gelecek bıraktığımıza da bakmalıyız.
Her çocuk nitelikli eğitime ulaşabiliyor mu? Her genç, yeteneklerini ortaya koyabileceği fırsatlara sahip mi? İnsanlar düşüncelerini korkmadan dile getirebiliyor mu..? Adalet, eşitlik ve fırsat eşitliği hayatımızda ne kadar yer buluyor..?
Bu sorular, Cumhuriyet’in değerini eksiltmez. Tam tersine, onun temelindeki idealleri yaşatmak için önümüzde duran sorumlulukları hatırlatır.
ATATÜRK'Ü ANLAMAK, EMANETE SAHİP ÇIKMAKTIR
Atatürk’ü anmak elbette önemlidir. Ancak onu anlamak, yalnızca törenlerde adını söylemekten, fotoğrafının önünde saygıyla durmaktan ibaret değildir.
Akla ve bilime değer vermek, eğitimi güçlendirmek, emeğe saygı duymak, hukukun üstünlüğünü gözetmek, farklı düşüncelere tahammül göstermek ve ülkemizin geleceği için sorumluluk almak da Cumhuriyet’in temel değerlerini yaşatmanın yollarıdır.
Cumhuriyet, geçmişten kalan bir hatıra değildir; her kuşağın kendi emeğiyle ileriye taşıması gereken ortak bir sorumluluktur.
Bu ülkenin çiftçisi tarlasına tohum atarken, işçisi alın teri dökerken, öğretmeni öğrencisinin geleceğini kurarken, gazetecisi halkın haber alma hakkı için çalışırken Cumhuriyet’in toplumsal hayatımızdaki anlamı yeniden görünür olur.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü yalnızca yollarında, binalarında, fabrikalarında değil; insanının eğitiminde, adalet duygusunda, üretiminde ve birbirine gösterdiği saygıda saklıdır.
Cumhuriyet’i sevmek, bu ülkenin insanını sevmektir. Onun derdini duymak, sevincine ortak olmak, yoksulun elinden tutmak, çocuğun geleceğini önemsemek ve hiçbir insanı değersiz görmemektir.
29 EKİM SABAHI KENDİMİZE SORALIM
Dostlar, bugün bayraklarımızı asalım, marşlarımızı söyleyelim, çocuklarımızla birlikte Cumhuriyet sevincini yaşayalım. Ama bu anlamlı günü bir soruyla da karşılayalım:
Cumhuriyet’in bize kazandırdığı değerleri, biz gelecek kuşaklara nasıl aktaracağız?
Cevap, yalnızca meydanlarda değil; evlerimizde, okullarımızda, iş yerlerimizde, sokaklarımızda saklı.
Birbirimizi dinleyerek, emeğe değer vererek, bilimin ışığından ayrılmayarak, adaleti ve insan onurunu koruyarak…
Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında bize düşen görev, bu ülkenin yarınlarına umutla bakmak ve o umudu çalışarak büyütmektir.
Bugün Adana’dan Edirne’ye, Kars’tan İzmir’e kadar aynı gökyüzünün altında yaşayan milyonlarca insanın yüreğinde ortak bir sevinç var.
O sevinç, bağımsızlığın sevinci…
O sevinç, millet iradesinin sevinci…
O sevinç, bir çocuğun elindeki Türk bayrağında, bir annenin gözlerindeki gururda, bir öğretmenin öğrencisine duyduğu inançta yaşayan Cumhuriyet sevinci…
Nugün, o büyük tarihin önünde saygıyla eğilirken başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bağımsızlık mücadelemizin bütün kahramanlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anıyorum.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun..!
Bayrağımız göklerde özgürce dalgalansın. Çocuklarımız barış içinde büyüsün. İnsanımız huzur bulsun. Adalet, bilgi, emek ve kardeşlik bu ülkenin yolunu aydınlatsın.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti..!
Yaşasın milletimizin bağımsızlık iradesi..!
Cumhuriyet 103 yaşında...
Yaşasın Cumhuriyet..!
