Teknoloji ilerliyor. Makineler öğreniyor. Bilgisayarlar yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Birkaç saniye içinde kitap özeti çıkarıyor, fotoğraf üretiyor, şiir yazıyor, hatta insanın yerine karar vermeye hazırlanıyor.
Peki, bir soru soralım: Yapay zekâ gerçekten kimin aklını kullanıyor?
Artika Sanat Merkezi'nde Doç. Dr. İsmail Güneş'in yapay zekâ üzerine yaptığı söyleşiyi dinlerken aklımda bu soru kaldı.
Güneş önemli bir noktaya dikkat çekti: Yapay zekâ yeni bir icat değil. Tarihsel kökleri, 12. yüzyılda Artuklu Sarayı'nda mekanik düzenekler geliştiren El Cezeri'ye kadar uzanıyor. Bugün geldiğimiz noktada ise teknoloji, insan hayatının neredeyse her alanına girmiş durumda.
Ancak asıl mesele teknolojinin gelişmesi değil, bu gelişmenin kimin yararına ve hangi kurallarla kullanılacağıdır.
İnsan düşünür, hisseder, acı çeker, sevinir, yanılır ve yeniden öğrenir. Yapay zekâ ise verilerle beslenir, örüntüleri analiz eder ve sonuç üretir. İnsanla makine arasındaki en önemli ayrım belki de burada başlıyor.
Bir başka önemli konu sanat…
Bir şair yıllarca kelimelerin peşinde koşuyor. Bir ressam ömrünü renklerle geçiriyor. Bir fotoğrafçı doğru anı yakalamak için bekliyor. Sonra birileri çıkıyor, birkaç komutla eser üretiyor.
Peki, o eserin arkasındaki emek kimin..?
Sanatçının izni olmadan eserlerinin yapay zekâ sistemlerinde kullanılması, telif hakları ve etik sorumlulukları ciddi biçimde tartışmaya açıyor. Teknoloji üretebilir ama emeğin hakkını kim verecek..?
Üstelik tehlike yalnızca telif meselesi değil. Herkesin birbirine benzeyen cümleler kurduğu, aynı kalıplarla yazdığı, aynı görüntüleri ürettiği bir dünyada özgünlük nereye gidecek..?
Yazılım dünyasındaki dönüşüm de ortada. Dün geleceğin mesleği olarak gösterilen bazı işler bugün yapay zekânın etkisiyle değişiyor. Bugün gençlere yalnızca teknoloji öğrenin demek yetmez. Onlara sorgulamayı, düşünmeyi, üretmeyi ve insan kalmayı da öğretmek zorundayız.
Çünkü teknoloji bir araçtır. Amaç hâline geldiğinde insanı kendisine bağımlı kılabilir.
İsmail Güneş'in söyleşisinden çıkarılacak en önemli derslerden biri de budur: Yapay zekâdan korkmak yerine onu anlamalı, sorgulamalı ve denetlemeliyiz.
Benim asıl kaygım şu:
Yarın makineler bizim yerimize yazarsa, bizim yerimize düşünürse, bizim yerimize karar verirse insanın kendisine ne kalacak..?
Unutmayalım; bilgiye ulaşmak kolaylaşabilir ama bilgelik satın alınamaz. Bir makine şiir yazabilir ama o şiirin acısını gerçekten hissedebilir mi? Bir fotoğraf üretebilir ama o fotoğrafın arkasındaki hayatı yaşayabilir mi?
İşte asıl mesele burada!
Teknoloji gelişsin, yapay zekâ ilerlesin. Ancak insan aklı, vicdanı, emeği ve özgürlüğü hiçbir algoritmanın gölgesinde kalmasın.
Çünkü geleceği makineler değil, makineleri hangi akılla ve hangi vicdanla kullandığımız belirleyecek
