Fen lisesini kazanan ama uzak diye kaydolmayan, not ortalaması 96 olan bir öğrenci bıçakla saldırı düzenler mi? Başarmak, kazanmak önemli değil miydi? Yeterli değil miydi?
Olay okullar açıldıktan bir ay sonra oldu. Hepimiz üzüldük, korktuk, kahrolduk, çok kızdık ve öfkelendik. Konu ile ilgili yazı yazmıştım zaten ama bu sefer yazımda da bahsettiğim başka bir şeye değinmek istiyorum.
Çirkin diye zorbalanıyormuş saldırıyı yapan öğrenci. O da bastırdığı öfkesini veya isyanını başka okuldaki çocuklardan çıkarmaya karar vermiş olmalı. Önceden planlamış, içeri girmiş ve bıçağını rastgele sallamış.
Birileri tarafından fark edilmek istediğini, “görülmek istediğini” söylemiş. “Benimle ilgili konuşulsun istedim” diyor. Bu yüzden yapmış.
Bu inanılmaz geldi bana, çok etkilendim bu sözden. İhtiyacın büyüklüğüne bakar mısınız? Ve karşılanmayınca insana yaptırdığı şeye. Başka şeyler de vardır belki bilemiyoruz. Ama çok derin bir duygu bu görülme ihtiyacı.
Bir çok yetişkin çocukluğunda anne-babası tarafından görülmediği için yada bunu yeterince hissedemediği için yetişkinliğinde hala bunun eksikliğini hissedip bunun boşluğunu doldurmaya çalışmıyor mu? Bize enteresan gelen şeyler yapmıyorlar mı? Hala bir çoğunda aynı ihtiyaç var davranışlarının altında.
Trafikte patinaj çekip lastik sesi çıkarma, motorsikletle gürültülü şekilde seyretme, bazı kadınların alerjiden şişmiş gibi aşırı abartılı dudak dolgusu yaptırması veya aşırı dekolte giylemerinin de bazen bu nedenle olduğunu düşünüyorum. (Hepsi değil ve her zaman değil. Hemen linçlemeyin)
Bir öğrencinin öğretmeni tarafından, sınıftaki arkadaşları tarafından hep görülmek, duyulmak, ilgi görmek, fark edilmek istemesi de bu sebepten anlaşılabilir.
Var olduğu için olduğu gibi kabul görme ihtiyacı, duygularının anlaşılması en en temel duygumuz. Bebeklikten başlıyor bu ihtiyacın giderilmesi. Ekmek kadar, su kadar temel. Sevgi ve güven gibi..
Ama ergenlikte duygular bir başka akıyor tabi. Daha tazyikli. Yönetmesi zor, gerçeklik algısı başka oluyor yavruların.
Sosyal medyanın ve dijital platformların körüklemesiyle kafaları iyice karışıyor, kendileri ile ilgili inanç ve düşünceleri gerçek olmayan bir zemin buluyor. Zira ergenlik sürecinde kimlik gelişiminin en önemli aşamalarından biri inşa edilir.
Doğru ve yanlış kavramları beyinlerinin gelişim şekli sebebiyle geriden gelip, duygularının, arzularının ve hormonlarının arasında kaybolup harmanlanıp gidebiliyor.
Arkadaşlarıyla ilişkileri ergenlikte ebeveynlerinin önüne geçiyor geçici bir süreliğine. Onların sözü, görüşü, onların gözündeki imajları onlar için hayati değer taşıyabiliyor.
Akran zorbalığında gelinen boyut zaten dünya genelinde bir sorun. Zorbalığın ergen kırılganlığındaki karşılığı ise derin ve hayati yaralar açabiliyor işte böyle.
Yani hepsini üst üste koyunca;
görülme ihtiyacı giderilmemiş, çirkin olduğuna inandırılmış ( veya fiziğiyle barışacak yeterli özgüvene sahip değil) ve bu konuda sürekli zorbalanmış, duyguları önemsenmemiş olunca konu okul güvenliğinin ötesine geçiyor.
Çocukların içindeki bu tahribat onarılmadıkça kale gibi güvenli okul olsa ne yazar. Okul çıkışında yapar yapacağını ki hiç şahit olmadığımız şeyler değil maalesef.
Adolescence dizisinden bahsetmiştim, geçen sene Maraş’taki okul saldırısından sonraki yazımda. Öğrenci profili ve olay ile çok benzerlikler var, izlemediyseniz izleyin diye. Bu olayda da öyle.
Zorbalanan, değersiz hissettirilen, duyguları anlaşılmayan çocuklar içerde biriken öfkeyi, isyanı eğer ki fark edilip yardım edilmezse
